Archive for August, 2007

SEMERKANT

Sunday, August 5th, 2007

KİTABIN ADI SEMERKANT
KİTABIN YAZARI AMIN MAALOUF
YAYIN EVİ VE ADRESİ YAPI KREDİ KÜLTÜR SANAT YAYINCILIK
1. LEVENT İSTANBUL
BASIM YILI 1998

1. KİTABIN KONUSU : Ömer Hayyam ‘ ın Semerkant ‘ a gelişi ; burada yaşadıkları ve tarihe damgasını vuran eserinin oluşması.
2. KİTABIN ÖZETİ : Roman 11. yy’da yaşamış olan İranlı bilge ozan ömer Hayyam ‘ ın hayatı ve Rubaiyat ‘ ının öyküsünü anlatmaktadır.
Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Ömer Hayyam bilgeiğiyle ve şairliğiyle her tarafta tanınan birisiydi. Onun tüm hayali Semerkant ‘ I görmek , oranın güzelliğini keşfetmekti. Gittiği yerde başından geçen birtakım olaylar sonucunda kadıyla tanışması ve onun tavsiyesi üzerine eserini bir kitapta toplar. Onun bu şairane ve bilge kişiliği kendisinin devletin en üst kademesine kadar yükseltir. Herkesin takdirini toplar ve kitabını her türlü koşullara rağmen tamamlar.
Kitabın ikinci bölümünde de Benjamin Omer adındaki bir Ömer Hayyam hayranı bu şaheseri bulmak için birçok zorlu yoldan geçer ve macera kitabın Titanic gemisinde kaybolmasıyla son bulur.
3. KİTABIN ANA FİKRİ : Tüm zorluklara rağmen insanlar hayallerini gerçekleştirmelilerdir.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Ömer Hayyam : Bilge , filozof gökbilimci , matematikçi , herkesin güvendiği , olaylara tarafsız bakabilen bir kişilik.
Hasan Sabbah:Zeki , araştırmacı , azimli fakat bilgisini ve yeteneklerini kötüye kullanan birisi.
Benjamin Omer: Araştırmacı , maceracı ve kendini Rubaiyat ‘ I bulmaya adayan birisi.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap geçmişteki olatlara bizlere dersler veriyor. Tarihin bizler tarafından fazla bilinnmeyen yönlerine ışık tutuyor.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİGİ :
1949 ‘da Lübnan ‘da doğdu. Ekonomi ve toplumbilim okuduktan sonra gazeteciliğe başladı. 1976 ‘dan beri Paris ‘te yaşıyor. Çeşitli yayın organlarında yöneticilik ve köşe yazarlığı yapmış olan Maalouf , bugün vaktinin çoğunu kitaplarını yazmaya ayırmaktadır.
ESERLERİ : Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri , Afrikalı Leo , Semerkant , Doğunun Limanları , Tanios Kayası , Ölümcül Kimlikler

HAZIRLAYANIN :
ADI VE SOYADI :A. EVRİM FELEK

KAŞAĞI

Sunday, August 5th, 2007

KİTABIN ADI : KAŞAĞI
KİTABIN YAZARI :ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ: ŞAFAK YAYIN EVİ İSTANBUL
BASIM YILI :1997

1. KİTABIN KONUSU: Kardeşine iftira atıp, onun ölümünden sonra vicdan acabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun dramı anlatılmaktadır.
2. KİTABIN ÖZETİ: Annesi, İstanbul’a gittiği için kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmaz. Bu, babasının seyisi, yaşlı bir adamdır. En sevdikleri şey atlardır. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, onlar için çok zevklidir.Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşlarına gider. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerinde duramaz, bunu gören küçük çocuk ben de yapacağım! diye tutturur.
O vakit Dadaruh, onu Tosun’un sırtına koyar, eline kaşağıyı verir,
- Hadi yap! Der.
Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdı.
Her sabah ahıra gelir gelmez,
- Dadaruh, tımarı ben yapacağım, der.Ama adam izin vermez ancak boyu at kadar olunca yapabileceğini söyler.Boyu atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı.Bir gün yalnız başına kalır. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyanır. Kaşağıyı arar, bulamaz. Annesinin bir hafta önce İstanbul’dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen alıp, Tosun’un yanına koşar, karnına sürtmek ister fakat rahat durmaz.
- Sanırım acıtıyor? Diye düşünür.
Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine bakar. Çok keskin, çok sivridir. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başlar. Dişleri bozulunca yeniden dener. Gene atların hiçbiri durmaz ve kızar. Öfkesini sanki kaşağıdan çıkarmak ister. On adım ilerdeki çeşmeye koşar. Kaşağıyı yalağın taşına koyup yerden kaldırabildiği en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başlar. İstanbul’dan gelen, üstelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezip, parçalar. Sonra yalağın içine atar. Babası çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı görür; Dadaruh’a yanına çağırınca çok korkar. Dadaruh şaşırır, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babası bunu kimin yaptığını sorar.Dadaruh,
- Bilmiyorum, der.
Babasının gözleri ona döner, daha bir şey sormadan, çocuk kaşağıyı kardeşi Hasan’ın kırdığını söyler. “Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi” der.
Babası Hasan’I çağırır.
-Bu kaşağıyı niye kırdın?diye sorar.
Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktıp, sarı saçlı başını sarsarak,
- Ben kırmadım, der.
- Doğru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, der babası. Hasan inkârda direnir. Baba öfkelenir. Üzerine yürür “Utanmaz yalancı” diye yüzüne bir tokat indirir.
- Götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırır.
Artık ahırda hep yalnız oynar. Hasan eve hapsedilir. Annesi geldikten sonra da bağışlanmaz.Annesi onun iftira atabileceğine hiç ihtimal vermez.
Ertesi yıl anne, yazın gene İstanbul’a gider.Hasan’a ahır hâlâ yasaktır. Bir gün birdenbire hastalandı. Doktor “Kuşpalazı” der. Babası yatağın başucundan hiç ayrılmaz.Hizmetçi kardeşinin öleceğini söyler ve çocuk ağlamaya başlar.Gece uyuyamaz, uykuya dalar dalmaz Hasan’ın hayali gözünün önüne gelir “İftiracı! İftiracı!” diye karşısında ağlar.Pervin’i uyandırır. Hasan’ın yanına gitmek istediğini ve babasına bir şey söylemek istediğini söyler.Yarın söylersin, der.Sabaha kadar gene gözlerini kapayamaz. Hava henüz ağarırken Pervin’i uyandırır.Ama zavallı suçsuz kardeşi, o gece ölmüştür.
3.KİTABIN ANA FİKRİ: Yalan söylemek kötü bir alışkanlıktır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARI DEĞERLENDİRİLMESİ:
Büyük çocuk: Hasan’ın abisidir.babasından çok korkar.Atları çok sever.
Hasan :Küçük kardeştir.O da babasından çok korkar ve atları çok sever.Geçirdiği hastalık ölümüne sebep olur.
Dadaruh: Evin seyisidir. Bütün zamanını atlarla geçirmekyen çok zevk alır.İki çocuğu da çok sever.
Pervin: Evin hizmetçisidir. Çok yumuşak kalplidir ve herşeyi açıkça söyler.Bir o kadar da sulugözdür.
Baba: Çocuklarının üzerinde büyük bir otorite sahibidir. Çocukları onu çok sever ama ondan çok korkarlar.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Yazar olayları ve yer betimlemelerini çok güzel ve yerinde yapmıştır.Akıcılığı sağlamış, okuyucuyu sıkmadan akıcı bir şekilde okuyabilmesi için bütün imkan ve kabiliyetlerini sergilemiştir.
6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: Ömer Seyfettin, yazı ve öyküleriyle dilde sadeleşme hareketinin öncülüğünü yaparak yeni bir edebiyat akımının oluşumunu sağlayıp, Türk öykücülüğünde kısa öykü türünün dil, anlatım tekniği ile tematik yönden ilk özgün örneklerini vermiştir. Aynı zamanda ulusal edebiyat akımını başlatan yazarlardan olan Ömer Seyfettin 28 Şubat 1884′te Gönen’de doğdu. Öğrenimine, dört yaşında iken, Gönen Mahalle Mektebi’nde başladı. Ailesiyle birlikte İstanbul’a gelince (1892), ilköğrenimini özel bir okul olan Aksaray’daki Mekteb-i Osmani’da sürdürdü. Babasının isteği üzerine, Eyüp baytar Rüştiyesi’nin subay çocuklarına özgü bölümüne yatılı olarak yazıldı (1893). Buradaki eğitiminden sonra (1896), Edirne Askeri İdadisi’ni (1900) ve İstanbul Mekteb-i Harbiye’yi bitirdi. 22 Ağustos 1903′te piyade teğmeni rütbesiyle mezun oldu. Ziya Gökalp ve arkadaşlarının çıkardıkları “Genç Kalemler” dergisinin kadrosuna katıldı. Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine, yeniden orduya çağrıldı (14 Eylül 1914). Kısa bir süre “Türk Sözü” dergisinin başyazarlığını yaptı. lan Calibe Hanım’la evlendi (1915). Eylül 1918′de eşinden ayrıldı. 6 mart 1920′de kaldırıldığı Haydarpaşa Hastanesi’nde şeker hastalığından öldü. Kadıköy Kuşdili’ndeki Mahmut Baba Türbesi mezarlığına gömüldü. 1939′da, kemikleri Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki Asri Mezarlık’a taşındı.
ESERLERİ:
Romanları:
Yaşadığı yıllarda yayınlanan üç romanı ( Ashab-ı Kehfimiz, Efruz Bey, Yalnız Efe, 1919) onun bu alanda yarım kalmış denemeleri olarak sayılır.
“Fantezi roman” olarak nitelendirilen Efruz Bey; 1908′den Mütareke yıllarına kadarki süreci, aydın kişilerin eleştirisi ekseninde yansıtır. Dönemin aydın hastalıklarını, siyasi akımların yanlış yönsemelerini toplumsal eleştiri bağlamında, yeni bir roman tekniğiyle verir.
Yarın kalan romanı Yalnız Efe, destansı bir nitelik taşır. Konusunu bir halk menkıbesinden almıştır. Dönemin toplumsal ortamında, yapılan haksızlıklara başkaldırarak silahlanıp dağa çıkan -kız kahraman- Yalnız Efe’nin kişiliğinde Türk halkanın direnme gücünü göstermeye çalışmıştır.
YAPITLARI:
Öykü: Harem, (u.ö.), 1918; Yüksek Ökçeler, (ö.s.), 1923; Gizli Mabet, (ö.s.), 1923; bahar ve Kelebekler, (ö.s.), 1927.
Bütün Eserleri, temalarına göre bir araya getirilen basım: Efruz Bey, 1970; kahramanlar, 1970; bomba, 1970; Harem, 1970; Yüksek Ökçeler, 1970; Yüzakı, 1970; Yalnız Efe, 1970; Falaka, 1970; Aşk Dalgası, 1970; Beyaz Lale, 1970; Gizli Mabet, 1970.
HAZIRLAYANIN :
ADI VE SOYADI :Emrah ÖZ

EKSİK PARÇALAR

Sunday, August 5th, 2007

KİTABIN ADI : EKSİK PARÇALAR
KİTABIN YAZARI : JOY FIELDING
YAYIN EVİ VE ADRESİ : BİLGE KÜLTÜR SANAT, CAĞLOĞLU / İSTANBUL
BASIM YILI : EYLÜL 2000

KİTABIN KONUSU:

Yazar, kahramanı Kate Sinclar’ın sıradan yaşamı ile gerilim dolu vahşi bir dünya arasındaki o ince çizgiyi ustalıkla çizmiştir.

KİTABIN ÖZETİ:

Romanın baş karekteri Kate bir terapisttir ve işi, diğer insanların yaşamlarındaki aksaklıkları gidermektir. Geçmişte sonsuza dek gömülü tutamayacağı bazı sırlar vardır. Kate’in herkes tarafından özlenen yaşamı, üvey kız kardeşi Jo Lynn’in, on üç kadına tecavüz edip onları vahşice öldürmekten yargılanan Colin Friendly ile evlenmek istemesiyle paramparça olur.

Kate kendini kısa bir zaman içinde Colin’in, huzurlu aile yaşamını mahvetmesini engelleme çabası içinde bulur. Daha da kötüsü, yetmiş beş yaşındaki annesi giderek bunamakta ve zaten asi olan büyük kızı ise teyzsinin etkisi altına girmektedir. Colin ile Jo Lynn evlenirler. Colin, Jo Lynn yardımıyla hapisaneden kaçar. Colin daha önceki kurbanlarına yaptığı gibi Jo Lynn’de öldürdükten sonra Kate’in evine gelir. Elindeki bıçakla Sara’nın boğazına yapışır, bu arada Kate’in annesi arkadan yaklaşarak elindeki sert bir cisim ile Colin’in kafasına vurarak bayıltır. Böylece Colin yakalanarak ait olduğu yere geri döner. Kate ve ailesini geri kalan hayatı geçmişte olduğu gibi huzurlu bir şekil alır.

KİTABIN ANA FİKRİ:

Hayat ne kadar zorluklarla dolu olursa olsun, bunlara karşi gögüs germeyi bilmeliyiz. Her çikişin bir inişi oldugunu unutmamaliyiz.

KİTABIN ŞAHISLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ:

Kate Sinclair: güzel bir fiziğe sahip, kahverengi gözlü. İyi bir psikolog olmasına rağmen bu bilgilerini kendi hayatında kullanamıyor.

Larry: Kate’in kocası ve inşaatçıdır. Hafif kilolu, golf oynamayı seven sakin bir insan. Bir baba olarak aile hayatında çok pasif.

Jo Lynn: Kate’in üvey kız kardeşi. Erkekleri baştan çıkaracak bir güzelliğe ve cazibeye sahip. Dar görüşlü, olaylara tek yönlü bakan, şıpsevdi bir kadın.

Sara: Kate’in kızı. Sara güzelliğiyle teyzesine çekmiş. Dürüst bir kişiliğe sahip değil. Teyzesini kendine örnek alan bir kız.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Psikoloji eğitimi almış olan yazarın bu romanı, kadın ruhunu olağan üstü bir gerçeklikle betimliyor. Ama gereksiz tasfirlere yer vermiş ve olaylar arasında sık da olmasa bazı kopukluklar meydana getirmiştir. Dili sade ve anlaşılırdır.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ:

1948’de Florida’da doğmuş, 1946 yılında üniversiteye başlamıştır. Aynı zamanda çok iyi bir psikoloji eğitimi almıştır. Bunu çok iyi bir şekilde eserlerine yansıtmıştır. Önemli eserleri: Artık Ağlama, Eksik Parçalar.

HAZIRLAYANIN
ADI SOYADI : Selçuk EFE

ÇATIDAKİ NEFES

Sunday, August 5th, 2007

KİTABIN ADI ÇATIDAKİ NEFES
KİTABIN YAZARI W.C. ADREWS
YAYIN EVİ VE ADRESİ ALTIN KİTAPLAR YAYINEVİ
YAYIN EVİ VE ADRESİ 1991

1.KİTABIN KONUSU: Şanssızlıklarla dolu, genç bir kızın başından geçen talihsiz olayları anlatmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Dawn, üvey annesi,babası ve ağabeyi ile yaşamaktadır, fakat bunu bilmemektedir. Ağabeyi Jimmy ona yakın ilgi göstermektedir. Fakir bir aile olan Longchamp’lar, babasının işi yüzünden birçok yer değiştirmişlerdir.
Son olarak şirin bir yer olan Richmond’a taşınırlar. Burada özel bir okulda çalışacak olan Ormand, Dawn ve Jimmy’i bedava okutturacaktır. Okul zengin çocuklarla doludur ve hemen uyum sağlayamazlar. Buna rağmen Dawn okulun en yakışıklı öğrencisi Philip ile tanışır ve çıkarlar. Aynı okulda okuyan Philip’in küçük kız kardeşi Clara ağabeyinin Dawn’la olan ilişkisini çekemez ve kötü oyunların peşindedir. Bu arada Dawn’ın annesi yeni doğum yapmıştır ve verem olmuştur. Bir müddet sonra annesi Sally veremden ölür. Bu olaydan sonra Dawn ve Jimmy okuldan ayrılırlar.
Bir gün polisler Ormand’ı tutuklarlar ve karakola götürürler. Karakolda Ormand kendisinin gerçek babası olmadığını ve gerçek ailesine dönmesi gerektiğini söyler. Şok olan Dawn olanlara anlam veremez. Polisler Jimmy’i ve yeni doğan bebeği çocuk esirgeme bürosuna, Dawn’I ise yeni ailesine yollarlar.
Yeni ailesi olan Cutter’lar büyük bir otele sahiptirler ve oteli aile işletir. Burada yeni annesi,babası ve büyük annesi ile tanışır.kardeşleri ise ağabeyi, okulda çıktığı çocuk Philip, kız kardeşi Clara’dır. Otelde hizmetçi olarak çalışmaya başlatılan Dawn, burada kötü şartlar altında yaşamaktadır. Bir gün Jimmy yurttan kaçıp gizlice Dawn’ın yanına gelir.Dawn’ın üvey kardeşi olduğunu bilir ve ona karşı hissettiklerini açıklar. Dawn ise bir gün onu bulacağına söz verir. Clara. Jimmy’nin geldiğini öğrenir ve onu kovdurur.
Oradaki hizmetçilerle arkadaş olan Dawn, eski dadısının yerini öğrenir ve onu ziyarete gider. Dadısı, annesinin, evliyken yasak bir ilişkiden doğduğunu ve babasının ünlü bir ressam olduğunu söyler. Büyükannesi ise bu olayı örtbas etmek için Dawn’ı otelde çalışan Longchamp çiftine yüklü bir para ile verir ve kaçmalarını sağlar. Bu olayı büyükannesine anlatır ve olayın büyümesini engellemek için Dawn’ı uzak bir yere üniversiteye yollar. Böylece Dawn esaretlik hayatından kurtulur.

3.KİTABIN ANA FİKRİ: Hiçbir zaman hayattan kopmamanız ve yaptığınız çalışmaların en sonunda başarıya ulaşacağını anlatıyor.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
DAWN; seven sevilen, mutlu bir genç kız ve başarılı bir öğrencidir.esesrde baş kahramandır.
JİMMY; çok yakışıklı olmayan, fakat saygılı ve oturaklı bir gençtir. Dawn’ın üvey kardeşidir.
PHİLİP; okulun en yakışıklısıdır ve çok çalışkan değildir. Dawn’ın gerçek kardeşidir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitaptaki olaylar birbirine bağlı ve akıyıcıdır.basit bir dille anlatılmasına rağmen, aralarda yapılan uzun tasvirler okuyucuyu sıkmaktadır.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ

1958 yılında Belçika’da doğdu. Varlıklı bir ailenin tek çoçuğuydu ilk ve orta öğrenimini Belçika’da tamamladıktan sonra yüksek öğrenim için Paris’e gitti. Okulu bitirdikten sonra çeşitli gazete ve dergilerde makale, deneme ve fıkra türünde yazılar yazdı. Halen Ameraika’nın New York eyaletinde yaşamaktadır.
ESERLERİ; Çatı, Çatıdaki Rüzgar, Gazap Üzümleri…

HAZIRLAYANIN :
İMZASI :
ADI VE SOYADI : Abdulkadir KÖKSAL

AKŞAM GÜNEŞİ

Sunday, August 5th, 2007

KİTABIN ADI AKŞAM GÜNEŞİ
KİTABIN YAZARI REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ İNKİLAP YAYINEVİ ,CAĞALOĞLU/İSTANBUL
BASIM YILI 1982

1.KİTABIN KONUSU:
Eser, hareketli bir hayattan sonra hasta olan bir adamın başından geçen olayları ve aşklarını anlatıyor.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Necati küçük yaşta annesini ve babasını kaybedene kadar ailesiyle birlikte Büyükada’da yaşar. Amcası onu İstanbul’a yanına alır ve büyütür. Amcasının iki kızı vardır. Necati orta okulu bitirdikten sonra askeri okula girer. Buradan mezun olduktan sonra amcasının yardımıyla Fransa’ya askeri akademiye girer. Fransa’da gönlünü epeyce eğlendirir. Buradan mezun olduktan sonra İstanbul’a döner. İstanbul’dan Şam’a tayini çıkar. Şam’da sıkıcı iki yıl geçirdikten sonra Bulgaristan’a tayini çıkar. Bu göreve gitmeden önce bir aylığına izin alır. Amcasının yanına gider. Burada amcasının büyük kızı, kocası ile sorunları yüzünden kendisini vurur ve felç olur. Kızıyla birlikte babasının yanına taşınırlar. Bu tatil sırasında Necati gönlünü komşu kızı Zehra’ya kaptırır ve kendisini beklemesini söyler.
Necati Bulgaristan’a giderken bir Türk çetesi treni durdurur. Necati’nin subay olduğunu anlarlar ve çeteye dahil ederler. Bu Türk çetesi Rum çeteleri ile çatışmalara girerler. Bir çatışmada Necati ağır yaralanır ve yolunu kaybeder. Dört gün gibi bir süre terk edimiş değirmende kalır. Birisi onu bu yerde bulur ve bir hastahaneye götürür. Değirmende kalırken çok kan kaybeder ve yarası mikrop kapar. Doktorlar, Necati’ye bundan sonraki yaşamında heyecan yaşamamasını, eğer çok heyecanlanırsa öleceğini söyler. İyileştikten sonra hastahaneden ayrılır ve İstanbul’a amcasının yanına döner. İstanbul’a gidince durumu Zehra’ya açıklar ve ondan ayrılır. Necati’nin amcası görev sırasında ölmüştür ve yeni haberi olur. Nilgün, Necati ile ilgilenir ve ona bakar. Bir süre sonra Nilgün, Necati ile evlenir. Hastalığından dolayı düzenli bir hayat sürmek için babasından miras kalan Büyükada’daki çiftliğe yerleşir. Bir süre sonra Leyla çifliğe ziyarete gelir. Leyla büyümüş ve genç bir kız olmuştur. Necati ve Leyla çiftlikte gezerler, ata binerler, beraber dolaşırlar. Bu sırada birbirlerine bağlanırlar. Ve bir gün baloda Leyla ile dans ederken aşırı heyecanlanır ve ölür.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Hayat herzaman umduğumuz gibi gitmeyebilir, fakat değişikliklere kendimizi hazırlamalıyız.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
NECATİ; gençliğini dolu dolu yaşamış, istegiği herşeyi yapmıştır. Geçirdiği hastalıktan dolayı eski hareketliliği kalmamıştır.
LEYLA; sevecen, çok güzel bir kızdır. Gönlünü genç yaşta Necati’ye kaptırır.
NİLGÜN; yardımsever ve iyi kalpli bir kızdır. Necati’ye çoçukluğundan beri aşıktır, fakat bunu söyliyemez.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Olaylar başlangışta akıcıdır, fakat sonlara doğru okuyucuyu fazla etkileyememiştir. Eserde yabancı tamlamalar kullanılmasına rağmaen, anlaşılır bir dille yazılmıştır.

6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.

ROMANLARI;
Gizli El(1922),Çalıkuşu(1922),Damga(1924),DudaktanKalbe(1925),Akşam Güneşi (1926),Bir Kadın Düşmanı (1927),Yeşil Gece (1928),Acımak (1928),Yaprak Dökümü (1930),Kızılcık Dalları (1932),Gökyüzü (1935),Eski Hastalık (1938),AteşGecesi (1942),Değirmen (1944),Miskinler Tekkesi (1946),HarabelerinÇiçeği (1953),Kavak Yelleri (1950),Son Sığınak (1961),KanDavası (1955).

HİKAYE KİTAPLARI;
Tanrı Misafiri (1927),Sönmüş Yıldızlar (1927),Leyla ile Mecnun (1928),Olağan İşler (1930).

HAZIRLIYANIN :
İMZASI :
ADI VE SOYADI : Abdulkadir KÖKSAL

KİTABIN ADI AŞK-I MEMNU

Sunday, August 5th, 2007

KİTABIN ADI AŞK-I MEMNU
KİTABIN YAZARI HALİD ZİYA UŞAKLIGİL
YAYIN EVİ İNKILAP YAYIN EVİ
BASIMYILI 1993

1) KİTABIN KONUSU:

Bihter ve Behlûl arasındaki yasak aşkı anlatan bir romandır.

2) KİTABIN ÖZETİ:

Roman Peyker ve Nihat Beyin evlenmesiyle başlar. Peyker ve Bihter’in annesi Firdevs Hanım duldur ve Adnan Beye gizliden ilgi duymaktadır. Ancak Adnan Bey Bihter’den çok hoşlanmaktadır. Onunla evlenir. Adnan Bey varlıklı , asil bir aileden gelmiştir. Annesi bu evliliği hiç kaldıramaz.

Bir gün toplanıp pikniğe giderler, bütün aile oradadır. Adnan Beyin yeğeni Behlûl Peyker’e dayanamaz ve onu ensesinden ateşli bir şekilde öper. Peyker buna çok kızar çünkü kocasına çok bağlı birisidir. Behlûl Bihter’e göz koyar. Ondan çok hoşlanır, onun fiziki görünüşü Behlûl’u çıldırtma seviyesine getirir. Bihter’in kendisinden hoşlanmasını sağlar ve o günden sonra her gece beraber olurlar.

Behlûl ve Bihter’in mektupları Nihal tarafından görülür. Nihal bu olaya inanamaz çünkü Behlûlle evlenmeyi düşünmektedir. Nihal’in tam mutluluğu düşündüğü bir sırada bu olayı öğrenmesi hayatını yıkmıştır. Adnan Beyin bu olayı öğrenmesiyle her şey değişir.

Adnan Bey ve Nihal eskisi gibi beraber yaşamaya karar verirler. Artık hayatlarında ne Behlûl ne de Bihter olacaktır.

3) KİTABIN ANA FİKRİ:

Yasak bir aşk bir ailenin yıkımına neden olabilir, gerçekleri zamanında farketmek sevdiklerinin daha fazla üzülmesini engeller.

4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Bihter: Düzgün bir fiziğe sahip, çok güzel, erkekleri kolayca elde edebilen cazibeli bir kadındır. Annesine karşı kin beslemektedir.

Adnan Bey: Bihter’in kocasıdır. Orta yaşlı, varlıklı, iki çocuk babası, asil bir ailenin tek çocuğudur.

Nihal: Adnan Bey’in kızı. Zeki, güzel ve çalışkan bir kişiliğe sahiptir.Behlûl’e ilgi duymaktadır. Annesinin ölümü onu derinden etkilemiştir.

Behlûl: Adnan Bey’in yeğenidir. Kadınlara karşı özel bir ilgisi vardır. Bu onda bir zaafiyet haline gelmiştir.

5) KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitaptaki olaylar belirli ve düzgün bir sıra izlediği için okuyucuda bir heyecan uyandırıyor ve kitaba bir sürükleyicilik kazandırıyor. Kitapta kişilerin ruhi ve psikolojik tasvirlerine yer verilmiştir. Ancak kitabın dilinde düzeltme olması itibariyle yalın ve sade bir hale getirilmiştir. Fazla yabancı kelimelere yer verilmemiştir. Kitap yazıldığı dönemin insan ve aile ilişkilerini aynen yansıtmaktadır.

5) KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

HALİD ZİYA UŞAKLIGİL

Edebiyatımızın en önemli yazarlarından Halit Ziya Uşaklıgil, 1866 yılında İstanbul’da doğmuştu. Bir süre Fatih Askeri Rüştiyesi’nde okudu. 1896 yılında döndüğü İstanbul’da -dönemin etkin edebiyat hareketi olan- Servet-i Fünun topluluğuna katıldı. Meşrutiyet’in ilanından sonra bir süre Darülfünün’da Batı edebiyatı dersleri veren Uşaklıgil, hükümet tarafından yurtdışı hizmetlere gönderildi. Halit Ziya, 1945 yılında yine İstanbul’da öldü.

Çoğu edebiyat incelemecisi tarafından Türk romanının - gerçek anlamda- miladı kabul edilir Halit Ziya. Onun başyapıtı “Aşk-ı Memnu” ise bugün bile roman tekniği açısından aşılmış değildir. Halit Ziya, 150’den fazla hikaye ile altı romana imza atmış, tiyatro, şiir, hatıra, makale ve çevirileriyle arkasında altmış kadar kitap bırakmıştır.

Başlıca eserleri: Mai ve Siyah, Aşka Dair, Bir Ölünün Defteri, Aşk-ı Memnu, Ferdi ve Şürekası ve Hepsinden Acı.

HAZIRLAYANIN:

İMZASI :
ADI VE SOYADI : İBRAHİM KAYA

ATEŞTEN GÖMLEK

Sunday, August 5th, 2007

KİTABIN ADI ATEŞTEN GÖMLEK
KİTABIN YAZARI HALİDE EDİP ADIVAR
YAYIN EVİ ATLAS YAYIN EVİ
BASIMYILI 1982

1) KİTABIN KONUSU:

İzmir’in işgali üzerine şehri kurtarmaya amaçlayan milli mücadele hareketlerinin hedeflerine nasıl ulaştığını anlatıyor.

2) KİTABIN ÖZETİ:

İzmir’in işgalinde Yunanlıların, kocasını ve oğlunu öldürmeleri üzerine önce İstanbul’a gelen ve sahip olduğu Türklük şuuru ve mücadele azmiyle İstanbullu gençlerin bilinçlenmesini sağlayan Ayşe’nin uyandırdığı heyecana kapılan subaylar Anadolu’ya geçerler. Çeteler düşmanla savaşmaktadır. Bu savaşta Ayşe hasta bakıcı Peyami ise çeviricidir.

Ayşe kendisini seven ve evlenme teklif eden İhsan’a cevabını ancak İzmir alındıktan sonra vereceğini söyler. Peyami ise sevgisini Ayşe’ye açıklayamamaktadır. Cephede İhsan şehit düşer, Ayşe de ileri hatlar giderek orada can verir. Peyami ise kafasına aldığı kurşunla hastahanede ölür.

Peyami’nin ölümünden sonra doktorlar Peyami’nin notlarını araştırarak Ayşe adında birisinin kolorduda görev yapmadığını ve İhsan isminde birinin de alay komutanı olmadığını fark etmişlerdir.

3) KİTABIN ANA FİKRİ:

Vatanın bağımsızlığı için kadın-erkek demeden tüm halkın mücadele etmesidir.

4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Peyami: İzmir’in işgali sırasında cephede çevirici olarak görev yapar. dışişleri memurudur. Ayşe’yi çok sever. Aynı zamanda çok duygusal bir kişiliğe sahiptir.

Ayşe: Savaş zamanında cephede hasta bakıcılık yapar. İzmir’in işgalinde milli mücadele ruhu içinde halkı bilinçlendirmeye çalışır. Çok hırslı, çekici ve hoş bir bayandır.

İhsan: Bir subaydır. Sakarya savaşında şehit düşmüştür. Ayşe’yi çok sever ve onunla evlenmek ister.

5) KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitap dil bakımından yalındır. Yabancı kelimelere fazla yer verilmemiştir, akıcı bir dille yazılmıştır. Bu romanda hem tarih hem de aşk konuları ustalıkla ele alınmıştır. Esrarengizliklerle dolu her an diğer sayfasında ne olacakmış düşüncesiyle okunacak bir kitap. Sonunda da yine okuyucuya yorum imkanı bırakarak bu özelliğini göstermiştir.

6) KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

Meşrutiyet ve cumhuriyet devirlerinin tanınmış edebiyatçılarındandır. Kitap okumaya küçük yaşta başlayan Halide Edip ilk önce Tanin gazetesinde yazmaya başlamış ve daha sonraları birçok gazetede roman, makale, sohbet ve hikaye türlerinde eserler vermiştir. İlk romanlarında ferdi aşk temasını işlemiş, daha sonra belgeseldi ve sosyal romanlara önem vermiştir.

Başlıca romanları: Sinekli Bakkal, Vurun Kahpeye, Kalp Ağrısı, Handan ve Ateşten Gömlektir.

Başlıca hikayeleri: Dağa Çıkan Kurt, İzmir’den Bursa’ya, Harap Mabetler.

Hatıra, tiyatro, çeviri ve fikir eserleri de vardır.

HAZIRLAYANIN:

İMZASI :
ADI VE SOYADI : İbrahim KAYA

KİTABIN ADI : KÜÇÜK AĞA

Sunday, August 5th, 2007

KİTABIN ADI : KÜÇÜK AĞA
KİTABIN YAZARI : TARIK BUĞRA
YAYIN EVİ : ATLAS YAYIN EVİ
BASIM YILI : 1988

1. KİTABIN KONUSU : Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü,heybetini kaybetmeye başlamış,isyanlar ve işgallerle zayıf duruma düşmüştür.Kitapta , bir Anadolu kasabası olan Akşehir’den yola çıkılarak ,kurtuluş mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır.Olaylar Akşehir’in bir kasabasında başla ve gelişir.

2. KİTABIN ÖZETİ :
Mondros Mütarekesi ile Birinci Dünya Savaşı biter. Türk milletinin eli kolu bağlanır. Devletin merkezi İstanbul başta olmak üzere, Türk vatanı bölge bölge yabancı devlet askerleri tarafından işgal edilir. Ülkeyi yöneten insanlar, bir çıkış çaresi bulamaz. Millet; tedirgin, karamsar ve ümitsizdir. Birinci Dünya Savaşı’nda çeşitli cephelerde vuruşmuş gâziler, birer birer ana evine dönerler.
1919 yılının Akşehir’i Anadolu’dan bir kesittir. Anadolu’nun diğer köy ve kasabalarında olduğu gibi Akşehir’de de bir beklenti vardır. Her ev; cepheden dönecek evladını, kocasını, babasını, kardeşini, yeğenini, nişanlısını bekler. Akşehir, savaşı kaybetmenin derin sessizliğini yaşar. Bu sessizliği bozan Gâvur mahallesindeki Yorgo’nun, Minas’ın meyhanelerinden gelen sevinç naralarıyla karışan müzik sesleridir.
Büyük savaştan sonra Akşehir’e ilk gelenlerden biri de Salih’tir. Salih, Arabistan çöllerinde sağ kolunu kaybeder. Ayrıca, yüzünün sağ tarafı da, savaşta aldığı şarapnellerle yok gibidir. O, üzgündür. Keşke, Akşehir’e bu şekilde gelmeseydim, diye düşünür. Çolak Salih’i ilk karşılayanlar biri çocukluk arkadaşı Niko’dur. Ama, Niko, eski Niko değildir. Eskiden, Niko gibi Rum ve Ermeniler, “Osmanlı” olmaktan gurur duyardı. Şimdilerde ise o, “Rum” olmanın gurur ve heyecanı içindedir. Niko’nun Salih’i karşılamasındaki amacı, ondan üstün olduğunu belgelemektir. Çünkü, yıllar öncesinde Salih, hep Niko’ dan üstün olmuştu. Şimdi, ise Niko, Salih’ten üstünlüğünü gösterecek, böylece ondan intikamını alacaktır.
Niko, Salih’e yeni elbise, yeni ayakkabı alır. Onu, babasının meyhanesine götürür; beraberce içerler, eğlenirler. Bu eğlenceler sonraki günlerde de devam eder. Salih, bu durumdan çok memnun değildir; içinde bilemediği bir sıkıntı vardır. Çözmeye çalışır, ama gücü yetmez. Bu hâlini gören Türk arkadaşları, komşuları ise ondan nefret eder. Hatta, annesi bile Salih’e tahammül edemez; o da eski Salih’ini arar.
Akşehir’e İstanbullu Hoca (Mehmet Reşit Efendi) lâkabıyla biri gelir. İstanbul Hükûmeti tarafından gönderilen bu kişi, camide Kuvayı Millîye aleyhinde vaazlar verir. İstanbullu Hoca; bilgili, bilinçli, dürüst, cesur ve samimî biridir. Yalnız, İstanbul’da dönen dolapları, İstanbul Hükûmeti’nin İtilaf Devletleri ile olan ilişkisini yanlış değerlendirir. O, doğruduna doğruya Padişah ve Halife’ye olan samimî sevgi ve saygısından dolayı Kuvayı Millîye’yi bir nifak çetesi olarak görür. Hitabeti güçlü ve mantıklı konuşması ile Akşehirlileri çevresinde toplar. Pek çok Akşehirli, onun açıklamaları doğrultusunda Kuvayı Millîye’yi kötü görür. Sonunda da, Kuvayı Millîye tarafından hakkında “vur emri” çıkarılır.
Salih; bir gün sessizce gittiği Rum meyhanesinde Rumların toplantı yaptığını görür, onların konuşmalarını dinler. Papazın başkanlığında toplanan Rumlar, Anadolu’da kurulmasını istedikleri Rum Pontus Devleti’yle ilgili senaryolar çizer. Konuşmaların en ateşli taraftarı da Niko’dur. Salih, beyninden vurulmuş gibidir. Ne yaptığını, ne yapacağını bilemez. Kendinden utanır. Sonunda karar verir. Tek koluyla da olsa o da bir Kuvayı Millîyeci olacak ve diğer düşmanlarla olduğu gibi Niko gibileriyle de savaşacaktır. Silâh talimleri yapar. Usta bir atıcı olur ve Kuvayı Milliyeciler’in arasına katılır.
Öbür taraftan İstanbullu Hoca, Emine adlı güzel bir kızla evlenir. Fakat, Kuvayı Millîye’nin hakkında çıkardığı “vur emri” nden haberi olduğu için hamile karısını bırakarak Çakırsaraylı’nın çetesine katılır. Sakalını keser ve onlardan biri olur. O, artık “Küçük Ağa”dır. Onun İstanbullu Hoca olduğunu bilen çok azdır. Bunlardan biri de Salih’tir. Salih, Küçük Ağa’yı samimiyetinden ve dürüstlüğünden dolayı çok sever, onun yanından ayrılmak istemez. Sonunda Küçük Ağa; Salih’in de yardımıyla Çakırsaraylı’dan ayrılır ve tek başına bir çete kurar. Artık o da, Kuvayı Millîye’nin amaç ve ilkelerini benimsemiş, ateşli bir Kuvayı Millîyeci’dir.
Pek çok kimsenin İstanbul’a kaçtığını düşündüğü İstanbullu Hoca, Küçük Ağa adıyla Çerkez Ethem’in Kuvvetleri’ne katılır. O sıralar, Çerkez Ethem ve kardeşleri birer Milllî Mücadeleci’dir. Sonraları ise, Batı Cephesi Komutanlığı ile araları açılan Çerkez Ethem ve taraftarları, ayrı bir yol çizer. Bu durumda Küçük Ağa, Ankara’ya bağlılığını devam ettirir; gizlice tuzaklar kurar, Çerkez Ethem ve Tevfik Bey’in düzenli orduları çökertme ve Millî Mücadele aleyhindeki plânlarını bozar.
Küçük Ağa, yanında bulunan Salih’i Akşehir’e gönderir. İki amacı vardır. Birincisi, Çerkez Ethem ve arkadaşlarının faaliyetlerini Kuvayı Millîyeciler’den Haydar Bey’e bildirmek; ikincisi ise Akşehir’de bıraktığı karısı Emine ve doğması beklenen çocuğundan haber almaktır.
Romanın ikinci bölümü “Küçük Ağa Ankara’da”, Çolak Salih’in Akşehir’e gelmesiyle başlar.
Akşehir’in Millî Mücadele taraftarı önemli şahsiyetlerinden biri olan Ali Emmi, hastadır. Bir zamanlar Millî Mücadele’ye karşı kayıtsızlığı nedeniyle hor gördüğü, küçümsediği, hatta tiksindiği Salih, onu evinde ziyaret eder. Ama, şimdi, Çolak Salih’i sevgi ve saygı ile karşılar. Ali Emmi’yi ziyarete gelen Ağır Ceza Reisi ve Küçük Hacı’nın bir arada bulunduğu an, Çolak Salih; İstanbullu Hoca’nın akıbetinden bahseder. Onun Küçük Ağa adıyla fedakâr bir Kuvayı Millîyeci olduğunu söyler.
Öbür taraftan Salih; Küçük Ağa’nın karısı Emine’nin, kocasını yıllarca beklediğini, Mehmet adında bir oğlunun olduğunu, İstanbul’lu Hoca’nın “öldü” haberinden sonra da kasabalılar tarafından çarıkçılık yapan Hasan adlı yaşlı bir adamla nikâhlandırıldığını öğrenir. Salih; bu bilgileri aldıktan sonra Akşehir’i terk eder. Onun gitmesinden kısa bir süre sonra da Ali Emmi, ölür.
Küçük Ağa; Batı Cephesi Komutanlığı ile arası açılan Çerkez Ethem ve kardeşi Tevfik Bey’in kuvvetlerinin Ankara için tehlikeli olduğunu görür. Bu nedenle çeşitli savaş hileleri ile Çerkez Ethem’in kuvvetlerini böler, taraftarları arasında anlaşmazlık çıkarır. Bir kısım kuvvetlerin, Batı Cephesi Komutanlığı’na katılmasını sağlar. Daha sonra da kendine bağlı kuvvetleriyle önce Alayunt’a, sonra da Ankara’ya gider. Küçük Ağa, Ankara’da Dr. Haydar Bey’ in aracılığı ile Mehmet Âkif Ersoy ve Hasan Basri Bey’le tanışır. Millî Mücadele taraftarı faaliyetlere girmiş olmanın derin mutluluğunu ve vicdanî rahatlığını duyar.
Günler geçmesine rağmen Çolak Salih’ten bir haber alamayan Küçük Ağa, sonunda karar verir ve Akşehir’e gider. Orada, karısı Emine’nin evlendirildiğini duyar. İçindeki babalık duygusu ile gizlice oğlu Mehmet’le tanışır. Babası olduğunu bilmeyen Mehmet, Küçük Ağa’yı çok sever.
Kocasından ayrı kalmanın hasreti ve sıkıntılı yılların yorgunluğu ile hastalanan Emine daha fazla mücadele edemez ve ölür. Emine’nin öldüğü gün, Küçük Ağa da Ankara’ya yolcudur. Yeni bir devir başlar. Bu devirde, Küçük Ağa; olumlu ve olumsuz birçok olaya şahit olacak, saadet ve hüznü bir arada yaşayacaktır.

3. KİTABIN ANA FİKRİ : Vatan ve millet sevgisi , bağımsızlık duygusu. Yakın Türk tarihinde yaşanmış Millî Mücadele, milletin topyekün bir mücadelesidir. Anadolu’da bir taraftan fedakâr, azimli ve ümitli insanların meşru müdafaa faaliyetleri; öbür taraftan istilâcı, sinsi, menfaatperest ve emperyalist milletlerin saldırıları, birlikte arzı endam eder. Meşru müdafaa hakkına dayanarak mücadelesini başlatan Türk milleti, sonunda düşmanlarını yenmeyi başarır. Zafer elde edilir. Fakat, zaferden sonra yapılacak işler daha bitmez. Yeni bir dönem başlar. Küçük Ağa da bu dönem içindeki yerini almak üzere Ankara’ya gider.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ :
Küçük Ağa(İstanbullu Hoca):Kurtuluş mücadelesine büyük hizmetler vermiş binlerce kişiden biri.

Salih:Birinci Dünya Savaşında sağ kolunu kaybetmiş ve hayatının anlamını Kurtuluş Mücadelesi ile tekrar kazanan biri.

Çerkez Ethem:Başlarda vatan ve millet için yeri tutulmaz hizmetler vermiş , cephede büyük başarılar göstermiş, fakat düzenli orduya geçme kararı alındığında tamamen zıt fikirleri benimsemiş ve zararlı olmuş bir çete reisi.

Doktor Haydar Bey:Dünya Savaşında Yüzbaşı rütbesiyle görev yapmış ve milli mücadele yıllarında Kuvayı Milliye’ye büyük hizmetler vermiş bir asker.

Ali Emmi:Kurtuluşu Kuvayı Milliye’de gören ve çok büyük fedakarlıklarda bulunan yaşlı bir vatandaş.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Türk Toplumunun verdiği en büyük milli mücadele örneği olan bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşı en gerçekçi biçimiyle bize ufacık bir parçasıyla yansıtılmıştır.Dönemin zorlukları , şartları ve kişilerin fedakarlıkları abartısız biçimde anlatılmıştır.Zafere olan inanç ve halkın dayanışması en çarpıcı biçimiyle yansıtılmış ve kitapta adı geçen kişiler , binlerce benzerleri gibi verdikleri üstün mücadelelerle gelecek günleri hazırlamışlardır.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :
2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir’de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir’de okudu. İstanbul Lisesi’nin yatılı kısmında okurken bu lisenin yatılı kısmının kapatılması üzerine kaydını Konya Lisesi’ne aldırdı ve liseyi burada bitirdi. (1936). ). Lise yıllarında Tarık Nazım müstear ismiyle hikaye ve şiirler yazmaya başlayan Tarık Buğra, İstanbul Üniversitesi Tıp ve Hukuk fakültelerinde bir süre okuduktan sonra kaydolduğu Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünün son sınıfında ayrıldı. Askerlik hizmetinden sonra Şişli Terakki Lisesi’nde muallim muavini olarak işe başladı.
Aldığı yoğun iş teklifleriyle basın hayatına atılma konusunda cesareti artan Tarık Buğra, Akşehir’e dönerek Nasrettin Hoca Gazetesi’ni çıkardı (26 Temmuz 1949-28 Haziran 1952). Milliyet gazetesi, Vatan, Yeni İstanbul gazetesi (1952- 1956), Yol Dergisi (1968) ve Tercüman gazetesinde (1970-1976) sanat sayfaları düzenledi, fıkralar yazdı, yazı işleri müdürlüğü yaptı. Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994 tarihinde İstanbul’da öldü.

ESERLERİ:
Bu Çağın Adı, Dönemeçte, Osmancık, Gençliğim Eyvah, Küçük Ağa, İbiş’in Dünyası, Firavun İmanı, Yarın Diye Bir şey Yoktur, Siyah Kehribar, Politika Dışı, Yağmur Beklerken, Yalnızlar

HAZIRLAYANIN
ADI SOYADI : ÖZGÜR ERDUGAN

VERONİKA ÖLMEK İSTİYOR

Sunday, August 5th, 2007

KİTABIN ADI : VERONİKA ÖLMEK İSTİYOR
KİTABIN YAZARI : PAULO COELHO
YAYIN EVİ VE ADRESİ : CAN YAYINLARI, HAYRİYE CADDESİ NO. 2 GALATASARAY-İSTANBUL
BASIM YILI : 2001

1.KİTABIN KONUSU : VERONİCA ADINDAKİ BİR KADININ İLAÇ İÇEREK İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNMASI VE BU GİRİŞİM SIRASINDA KALBİNİN RAHATSIZLAŞMASI SONUCU BİR HAFTALIK ÖMRÜ KALMASI VE KALAN ZAMANINI AKIL HASTAHANESİNDE NASIL GEÇİRDİĞİ ANLATILMAKTADIR.
2.KİTABIN ÖZETİ : VERONİKA BİR MANASTIRDA ODA KİRALAR.DÖRT KUTU HAP İÇEREK İNTİHAR EDER..KENDİSİNİ İNTİHAR GİRİŞİMİNDE BULUNMASININ NEDENİNİ İKİ NEDENE BAĞLIYORDU.BİRİNCİ NEDEN:YAŞAMINDAKİ HERŞEYİN HEP AYNI OLMASI VE GENÇLİĞİNİN SONA EREREK YAŞLANMAYA BAŞLAMASINDAN KORKMASI.İKİNCİ NEDEN İSE:DAHA FELSEFİYDİ.VERONİKA GAZETE OKUYAN,TELEVİZYON SEYREDEN,DÜNYADA OLUP BİTENLERDEN HABERDAR BİRİSİYDİ,ONA GÖRE HER ŞEY YANLIŞTI VE KENDİSİ HERHANGİ BİR ŞEYİ DÜZELTEBİLECEK DURUMDA OLMADIĞINI DÜŞÜNMESİYLE ACİZ OLDUĞU DUYGUSUNU GÜTMESİDİR.
BİR RAHİBE TARAFINDAN HASTANEYE KADIRILIR VE MİDESİ YIKANIR.KALBİNE İÇTİĞİ İLAÇLAR ZARAR VERİR VE BİR HAFTALIK ÖMRÜ KALIR.VİLETTE AKIL HASTANESİNE YATIRILIR.VERONİKA BURADA YENİ ARKADAŞLARLA TANIŞIR VE PİYANO ÇALMAYA BAŞLAR.HASTANEDE YATAN EDUARD ADINDA BİR KİŞİYE AŞIK OLUR.SON GÜNÜNDE HASTANENİN DIŞINDA ZAMANINI GEÇİREREK ÖLMEK İSTEDİĞİNİ DOKTORLARA SÖYLER.FAKAT DOKTORLA BUNA İZİN VERMEZ.AKŞAM OLDUĞUNDA EDUARD İLE BİRLİKTE HASTANEDEN KAÇAR.KENTİN EN PAHALI LOKANTASINA GİDERLER,EN GÜZEL YEMEKLERİNİ ISMARLARLAR VE EN PAHALI ŞARAPLARI İÇERLER.YÜKSEK SESLE KONUŞTUKLARI VE UYGUNSUZ DAVRANDIKLARI İÇİN GARSON TARAFINDAN DIŞARIYA ATILIRLAR.ONLAR DA KENTİN DIŞINDAKİ BOŞ BİR TEPEYE TIRMANIRLAR.BURADA İKİSİNİNDE UYKUSU GELİR VE TOPRAĞIN ÜSTÜNE UZANIRLA.SABAH OLDUĞUNDA VERONİKA ÖLMEMİŞTİ VE HALA YAŞAMAKTAYDI.HASTANADEKİ DOKTORLARIN DÜZENLİ VERDİĞİ İLAÇLAR VERONİKAYI ÖLÜMDEN KURTARMIŞTIR.

3. KİTABIN ANA FİKRİ : HAYATTA NEKADAR ZORLUKLARLA KARŞILAŞSAK BİLE YAŞAM SEVİNCİMİZİ ASLA KAYBETMEMELİYİZ.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : VERONİKA: HAYATTA HEP AYNI ŞEYLERİ YAPMAKTAN BIKMIŞ VE YAŞLANMAKTAN KORKMUŞ KORKAN BİRİSİDİR.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : KİTABIN KONUSU İNTİHAR ETMEK,ÖLÜM VE AKIL HASTALIKLARI OLDUĞU İÇİN OKUYUCUYU KARAMSAR DÜŞNCELERE İTMEKTEDİR.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :
PAULO COELHO: RİO DE JANEİRO’DA DOĞDU.ROMAN YAZARLIĞINA BAŞLAMADAN ÖNCE, OYUN YAZARI, TİYATRO YÖNETMENİ. VE SEVİLEN BİR ŞARKI SÖZÜ YAZARI İDİ.1988 YILINDA YAYINLANAN ÜÇÜNCÜ KİTABI SİMYACI COELHO’YU EN ÇOK OKUNAN ÇAĞDAŞ YAZARLARDAN BİRİ YAPTI. ÖTEKİ KİTAPLARI; BRİDA, VALKÜRLER VE PİEDRA IRMAĞININ KIYISINDA OTURDUM,AĞLADIM’IDR.SİMYACI KIRİKİ ÜLKEDE YAYINLANDI,YİRMİ ALTI DİLE ÇEVRİLDİ

HAZIRLAYANIN
ADI VE SOYADI : ÖZGÜR ERDUGAN

ÇÖLDE BİR İSTANBUL KIZI

Sunday, August 5th, 2007

ESERİN ADI: ÇÖLDE BİR İSTANBUL KIZI
KİTABIN YAZARI: ESAT MAHMUT KARAKURT
YAYINEVİ VE ADERESİ: İNKILAP VE AKA KİTABEVLERİ KOLL.ŞTİ. ANKARA CAD.NO :95 –İSTANBUL
BASIM YILI: 1980 ( İLK 1926 )
KİTABIN KONUSU : Arabistan çöllerinde yaşanan ilginç bir aşk hikayesidir.
KİTABIN ANA FİKRİ :Aşkın ferman dinlememesidir.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Melike bir subay kızıdır, hayatta her alanda başarılı olmuş, kendini beğenmiş birsidir. Hüseyin ise subay olup onun nişanlısıdır. Aziz ise çölde eşkiyaların başıdır.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :Bir solukta okunacak akıcılıkta ve anı niteliği taşıdığından çok etkileyici ve dilide oldukça sadedir. Başkı arayanlar için güzel bir roman olup, herkesin okuması gereken bir yapıttır.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: İstanbul’da 1902’de Şürayı Devlet üyesi Mahmut Nedim Paşanın oğlu olarak dünyaya gelen romancımız, 1977’de hakkın rahmetine kavuşmuştur. Diş hekimliği okulunu (1924), İstanbul Üniversitesi hukuk fakültesini bitirdi (1930). Gazetecilik ve Galatasaray lisesinde öğretmenlik yaptı. Politikaya atılarak Urfa’dan önce millet vekili (1957-60), sonra da senatör seçildi. (1961-66).
Aşk ve serüven romanlarıyla ün kazandı canlandırdığı gözü pek güçlü erkek kahramanlar aracılığı ile balkan savaşı ( Vahşi Bir Kız Sevdim ,1926 ) , I. Dünya Savaşı (Son Gece,1938) ,Kurtuluş savaşı (Allahaısmarladık,1936 ) dekorları içinde aşk ve kahramanlık konuları işledi.
Serüven, hareket niteliklerini duygusallıkla birleştiren romanları, Çölde Bir İstanbul Kızı (1926), İlk ve Son (1940), Erikler Çiçek Açtı (1952) devrik cümlelere, hareketli betimlemelere yer veren anlatımıyla dikkat çekti.birçok yapıtı filme alındı.

KİTABIN ÖZETİ:
Hasan Bey Arabistan çöllerinde ortaya çıkmış olan eşkiyaları ortadan kaldırmak için bu bölgeye askerleriyle birlikte görevlendirilir. Kızı Melike küçük yaşta annesini kaybetmiştir ve her alanda kendini en iyi şekilde geliştirmiştir. Nişanlısıda babasıyla gideceği için onlarla birlikte Arabistan çöllerine gitmek ister. Babasıda onu kıramaz.
Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra çöle varırlar ama ortada ne bir çete ne de insan bulamazlar. Çevrede arama yaparlar ancak bir türlü başarılı olamamışlardır. Melike’nin canı çölde fazlasıyla sıkılır, babasından kendisini sıradışı, farklı bir yerlere götürmesini ister. Ancak babası buna şiddetle karşı çıkar. O sırada bir asker yakın bir yerlerde bir han bulunduğunu ve buranın güvenli bir yer olduğunu söyler. Babası istemeyerek de olsa kızı ve damadına izin verir. Yanlarına da bir çavuş gönderir. Gerçekten de Melike tüm güzelliğini ortaya koymuş hana girdiği andan itibaren herkesin ilgisini üstüne çekmiştir. Bu sırada büyük bir ses kopmuş herkes birden gelen adamın önünde diz çökmüştür. İçeri giren kişi çok yakışıklı ve herkesin korktuğu birisidir. Melike bu sırada ona tüm adamlarının önünde saygısızlık eder. Aziz buna dayanamaz ve kızı adamlarıyla birlikte kaçırır. Bu arada nişanlısı da kabile tarafından öldürülür.
Kızın cezası ise kabile kurallarına göre onu ele geçirenler arasından kura çekip onunla birlikte olmaktır. Melike çok gerizekalı ve yakışıklı olmayan birisiyle olmak zorunda bırakılmıştır. Ancak Melike onu öldürür ve kabile kurallarına göre onun cezası da ölümdür. Bu cezayı da infaz edecek kişide Aziz’den başkası değildir. Önce bunu kabul edemez ancak kurallar kesindir. Sabah şafağa kadar onu öldürmek zorundadır. Fakat bu kendisi için çok zordur. Çünkü Melike’den hoşlanmıştır ve kız suçsuzdur. Kızla odaya girdiklerinde aynı şeyleri hissetmişlerdir. Tüm gece sevgiyle birbirlerini kucaklamışlardır. Ancak sabah olmuştur onu artık öldürmek zorundadır. Tam o sırada babası kızını kurtarır ve Aziz’i de esir alır. Aziz yaptıklarından pişman olur, ancak çok geçtir. İstanbul’da hapise atılır. Fakat Melike’nin yardımıyla ordan kaçar ve mutlu bir yaşarlar

HAZIRLAYANIN
ADI SOYADI : ERHAN KOLUKIRIK